Sevgiliye Mektup | En Özel 17 Aşk Mektubu


sevgiliye mektup

Söz uçar, yazı kalır derler. Eskiden ne güzel mektuplar yazılırdı, sevgililer heyecanla mektup gelmesini beklerdi. Askerde, gurbette, görevde olan sevgililerine mektupla sevgilerini, özlemlerini anlatırlardı özleyenler. Bu güzel zamanları tekrar geri getirmek için haydi sizde sevgilinize muhteşem aşk mektubu yazın…

Sevgi, sevmek ve sevilmek dünyanın en güzel duygusu. Bu duyguyu bize yaşatan kişi için her şeyin en iyisini, en güzelini yapmak isteriz. Sevgimizi anlatmak için farklı arayışlar içine gireriz. İşte Sevgiliye mektup fikri de bu şekilde gelişti. Şimdi en güzel sevgi sözcükleriniz ile oluşturduğunuz bir aşk mektubu ile sevgilinizi şaşırtmaya ne dersiniz?

Bazen bir peçeteye yazılır en güzel sözler ve kafeteryada verilir sevgiliye dünyanın en güzel hediyesi olarak, ve ömür boyunca saklanır o peçete en güzel hatıra olarak kalarak. Sadece doğumgünü, sevgililer günü veya evlilik yıl dönümü olması gerekmez içinizden ne zaman geliyorsa verebileceğiniz bir hediyedir mektup. Sevdiğiniz kişiye, romantik ve aşk dolu sözlerle yazılmış bir mektupla beraber anlamlı bir hediye vererek ona ömrü boyunca saklyacağı harika bir hatıra da bırakmış olursunuz.

Sevgiliye Mektup Örnekleri

Hayatımın anlamı,
Herkes için gün, güneşin doğuşu ile başlarken benim için gün senin gülüşünle, senin aşkınla başlıyor. Parıltın gün ışığı gibi içime işliyor, kalbimdeki yerin tüm bedenimi sarıyor. Mutluluk kaynağım, canım, aşkım, herşeyim bana yaşattığın bu mutlu hayat için sana minnettarım. Seni bana verdiği için Allaha şükrediyorum. Seni çok seviyorum.
Birtanen
Deniz


Birtanem,
Başımın tatlı belası, mutluluk sebebim, neşe kaynağım varlığın yaşam sebebim. Seninle geçen her anın değerini biliyorum ve bu değerli zamanı ömrümün sonuna kadar seninle geçirmek istiyorum. Biz seninle elmanın iki parçasıyız, birbirimizi tamamlıyoruz. Hayatıma anlam kattığın teşekkür ederim canım. İyiki varsın…
Aşkın
İpek


Dünyanın en güzel kızı,
Sana olan duygularımı anlatmak için cesaretimi ancak bu şekilde toplayabildim. Konuşmak için çok defa fırsat kolladım ama gözlerine her baktığımda dilim tutuldu konuşamadım. Beni korkak olarak değerlendirme yanında söylemek istediklerim boğazımda düğümleniyor. Sevgimi anlatmak için en güzel sözcükleri yazmak ve kendimi anlatamamanın verdiği ızdırabı yok etmek istiyorum.

Gülüşün ile içim ısınıyor, bakışınla kalbim yerinden fırlıyor. Beraber geçirdiğimiz zamanların daha değerli olması için elini tutmama izin verir misin? Elimi tutar mısın ?
Sabırsızlıkla bekleyen
Mert


Canım Sevgilim.
Soğuk bir sonbahar gecesinden yazıyorum yine sana. Her zaman ki gibi bir sigara yakıp seni yazmaya devam ediyorum. Öyle habersizce geliyorsun ki sen bana geldikçe ben kendime gelemiyorum. Öyle bir düşüyorsun ki kalbime seni anlatacak kelimeler bulamıyorum.

Seni her yazmaya başladığımda aklıma o delice aşık olduğum ela gözlerin geliyor. Gözlerinin en derinliğinde kalemime anlatıyorum bak bu benim baktıkça çıldırdığım gözler diyorum. Hadi diyorum kalemime şiir yazalım cennet gözlüme.  Sevgilim öyle aşığım ki gözlerine her aklıma geldğinde beynimde fırtınalar kopuyor. Hani rüzgar estiğinde herşeyi alıp götürüyor ya. İşte Sadece ismin kalıyor aklımda herşeyi unutuyorum sadece ismin kalıyor bende. Ve gözlerinin içine baka baka sana olan aşkımı anlatıyorum.

Öyle aşığım ki sana.. Tıpkı bir sağırın dilsize anlatamadığı aşkı kadar.
Öyle aşığım ki sana.. Sokakta kalmış bir çocuğun annesine olan özlemi kadar.
Öyle aşığım ki sana.. Issız bir çölün ortasında sulanmayı bekleyen bir çiçek kadar. Ve Sen Sevgilim Çıldırmış Şairin Titreyen Mısralarında Bahsettiği O Perisin.

Çılgın Aşığın


Ey sevdiğim!

Kalbim nasıl atıyor senin yolunda, gözlerim seni görünce nasıl da bayramlıklarını giymiş çocuklar gibi heyecanlanıyor bir bilsen. Gönül dile gelse anlatsa benim sana olan hislerimi. Olsun, ben dilin konuşabildiği kadarıyla yazıyorum sana. Seni Seviyorum!


Cemal Süreya’dan eşi Zuhal’e

12 Temmuz 1972
Zuhal’im, hayat!
Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz. ” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu. Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk. Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin… Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun? Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental. ” O filmdeki adam gibi miyim nedir? Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür. Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni. Yaşayacağız. Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.
Aşk büyüdü, aşk!
Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim


Hürrem Sultan’ın, I. Süleyman’a yazdığı mektuplar

* Rabbim seni hatalardan, kusurlardan saklasın. Ben aciz kulunuzu sorarsanız canım sultanım, ne gecem gece, ne de gündüzüm gündüzdür. Sizin gibi bir padişahtan ayrı kalmak, beni mahvetmiştir. Vallahi ayrılık acısından yanıp bitmişim. Vallahi dünyada tek dileğim size tekrar kavuşabilmektir. Yoksa benim ızdırabımı anlatmaya ne söz kâfidir ne de kalem. Bir daha görmek nasip olur mu ki sizi? Bir kere daha sürebilsem yüzümü ayağınıza keşke. Beni unutmanızdan korkarım devletli sultanım. Eğer beni unutursanız biliniz ki o gün ben ölürüm.
* Sana kavuşabilmek için sabahlara kadar dua etmekteyim. İçimi yakan dudaklarına bir daha dokunabilir miyim diye avazım çıktığı kadar Allah’a yalvarmaktayım. Fakat sana kavuşmak en büyük dileğimdir. Sen, gamlı, kederli yüreğimin tek ilacısın.


SEVGİLİ ADAM;
GEÇ KALDIN SANKİ BİRAZ. BELKİ DE TAM ZAMANIDIR BİLEMİYORUM. HOŞ GELDİN ÖNCELİKLE. BİR DE NEDEN GELDİN? KORKMUYOR MUSUN SENİ YORMAMDAN?

Kaprislerimden, şüphelerimden, kocaman, kalın duvarlarımı yıkmak zorunda kalmaktan? Geç ve rahat ol lütfen, şöyle bir incele etrafı. Yaşayacağın evin kokusunu çek içine. Her gün görmek zorunda olduğun eşyaları ezberle. Yemek yiyeceğin tabaklar, su içeceğin bardaklar da şurada. Renkli olanları bulaşık makinesine atabiliyorum rahat rahat kullanabilirsin. Neyse mutfağı sonra incelersin, her şey düzenlidir merak etme kolayca bulursun.
Holden geçiyoruz birlikte. Gel, banyo bu tarafta. Her sabah yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladıktan sonra keskin hatlı, erkeksi yüzüne bu aynada bakacaksın. Klozetin kapağını kaldırmayı unutma işini görürken, hatta sen en iyisi oturarak yap ne yapıyorsan, böylesi daha sağlıklı.

Market alışverişine benimle gelmek zorunda değilsin. Ben tek başıma yaparım bu işi ve sıkmam seni. Ama ağır bir şeyler aldıysam taşımama yardım edersen iyi olur. Ev işlerimi kendim yaparım, temizlikçi sokmam eve. Bu zamanlarda ya evde olma, ya da elime ayağıma dolaşma. Git gez arkadaşlarınla, ya da tek başına yürüyüş yap kendinle özlem gider mesela karışmam. Birlikte yapalım dersen hayır demem. Ama yerleri dizlerimin üzerinde, ellerimle silerim ben. Kovaya sopa sokup, sıkıştırılarak sıkılan havlu bez ile yapılan temizlik sinmez içime. Sıkılabilirsin yani bu durumdan. O yüzden “yardım edeyim mi?” Demeden önce iyi düşün.

Öyle her akşam “hadi yatalım” dememi bekleme benden. Çoğu gece “hadi ben yatıyorum, iyi geceler” derim. Kendinle kalmanın özel olduğu anları bilirim çünkü. İlgisizliğimden değil seni düşündüğümden böyle davranırım. Anlayışlıyımdır yani, sıkmayı sevmem. Sende bu konuda beni boğma lütfen, çabuk sıkılabilirim bu durumdan. Sakın söz verip tornistan yapma bana. Söz vereceksen tutacaksın. Bir de yalan söyleme. Bundan hiç hoşlanmam. Düşersin gözümden, azalırsın kalbimde, ruhumda.

Laf olsun diye dokunma, bana. Her defasında tutkuyu yaşat. Yaşat ki dimdik ayakta kalsın sana olan yüce duygularım. Kavgaların, tartışmaların, sinir krizlerinin üzerine seviş benimle. Sıradanlaştırma dokunuşlarını, soğutma beni senden. Durgun, sade, az olma, daha çok çoğal benimle. Şiddetli olsun her şeyimiz. Olsun ki doymayalım birbirimize. Şimdi sıkıldım, sonra devam edeceğim. Beklerken düşün, sindir beni içine…


Biraz önce seni düşünüyordum. Biliyorum hemen “yalan” diyeceksin, beni en çok sen tanır, en çok sen bilirsin. Sana hiç yalan söylemedim. Evet, “yalan”, demiştin ya, gerçekten de “yalan” bir an olsun seni unutmadım, unutamıyorum ki gün yirmi dört saat ben seni düşünürüm.

            Aslında senin yokluğunda senin için ağlıyordum.

            Karar vermiştim, seni aramayacak, sana yazmayacaktım; kendime söz vermiştim.

            Nasıl oldu anlayamadım, gözyaşlarımla yine bilgisayarın başına, bu mektubumu sana yazmak için oturdum. Keşke şu anda yanımda olsaydın, yanımda olsaydın da gözyaşlarıma dokunsaydın.

            Anlayamazsın sen beni; seni o kadar çok sevdim, o kadar çok sevdim ki…

            Lütfen, çok rica ediyorum.. Mektubumu okur musun?

            Sen kararını vermişsin, beni de bir dinler, bir çift söz hakkı verir misin?

            Keşke şu anda yanımda olsaydın, yanımda olsaydın da senin için döktüğüm şu gözyaşlarıma dokunsaydın..

           Mektubumun daha başında, sanırım ki sana yazdığım bu mektubumu buruşturup bir kenara atmazsın;  iyi tanıyorum seni, bu kadar da kalpsiz değilsin.

           Anlayamazsın sen beni, sen benim için birdin, sen benim için tektin…Senden önce de sevdiklerim olmadı değil, fakat senden önceki sevdiklerimin, senden önceki hayatımın üzerine bir çizgi çektim. Artık sen benim için birdin, sen benim için tektin.

           Anlayabiliyor musun beni?

           Nasıl anlatayım sana olan sevgimi?

           Sen benim duygularım, düşüncelerim, hayalimdin.

          Sen benim, bir çift gözümdün, gözlerim sen bakardı…Her yerde seni arardım.Görmediğim bir gün seni çıldırırdım, aklımı oynatırdım, delirirdim.

          Yalnızlığımdın; şiirimdin, yazımdın, güzelliğini çizemediğim resmimdin, düşlerimdin, hayalimdin…Sevdiğimdin, aşkındım.. Yokluğunda gözyaşımdın…

           Günümün aydınlığı, karanlık gecelerimin yıldızı, ay’ıydın.

           Anlayabiliyor musun beni?

           Sen benim Aslı’m, Şirin’im, Leyla’mdın..

           Düşlerimdin, rüyamdın…

          Sen benim “en çok” sevdiğimdin, “en çok “ güzel bulduğumdun. Hayatımın “en çok”larının başında sen gelirdin..

          Yokluğunda çıldırdığım, yokluğunda delirdiğimdin..

          Özlediğimdin, beklediğimdin.

          Sen benim en hüzünlü şarkılarım, sen benim türkülerimdin…

          Kıskançlığımdın, kıskandığımdın..

          Sen benim gülümdün, fulyamdın, karanfilimdin, papatyamdın…

          Sen benim baharımdın, kışımdın, yazımdın.

          Yağmurumdun, dolumdun, fırtınamdın,

          Sen böylesine “en çok” sevildin, âşık olundun,

          Benim sözlerim “laf olsun” diye söylenen, kadınların ruhunu okşayan, yalan sözlerden değil,

          Benim yazılarım yalancı şair sözü, yazar sözü hiç değil.

          Beni en çok sen tanırsın, sen bilirsin…

          N’olur biraz da sen anlamaya çalış beni…

          Böylesine çok seven biri bilmiyorum ki nasıl davranabilir ki?

         Aslında seni böylesine sevmemeliydim,

         Farkında olmadan, üzdüm, kırdım seni,

         Benim bütün suçum seni çok sevmemdi,

         Seni üzdüğüm, kırdığım için,

              yalnız başına, dört duvar odalarda çok ağladım,

         Kimseye derdimi anlatamadım,

         Affetmeyeceksin biliyorum ya beni,

         Ben duygularıma, ben güzelliğine hep yenik düştüm.

        Aklım böylesine sevmememi söylüyordu ya duygularım hep galip geldi, ben yenildim, ben yenik düştüm,

        Güzelliğinin özgürlük kabul etmez tutsağı oldum,

        Çok üzgünüm!


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir